Finans, Muhasebe, Vergi...
Diğer Gündem

Büyümeyi Hissetmemenin Yedi Önemli Nedeni Var

Finans Kulüp Yönetim Kurulu Üyesi Gazi Erçel yazısında, büyüme konusunda yaşadığımız zorlukları ve nedenleri irdelemiş. Büyümenin topluma yansımamasının ve büyümenin hissedilmemesinin nedenlerini çok iyi bir şekilde ele almış.

Büyümenin topluma yansımamasının 7 nedeni

1.Çok hızlı büyümüş olsak bile ekonomi hâlâ yeterli büyüklüğe ulaşmış değil.
2.Milli geliri dolar bazında izlemek büyümeyi gerçeğinden yüksek gösteriyor.
3.Kişi başına düşen gelir, dolar bazında artsa da gerçek durumu yansıtmıyor.
4.Reel ücretlerde bir gerileme var. Bu da, büyürken fakirliğin artması demek.
5.İşsizlik yüksek, işi olmayan kişilerin büyümeden yararlanması düşünülemez.
6.Aşırı fakirlik var, gelir artışı zorunlu ihtiyaçlara gidiyor, refaha değil.
7.Büyümenin yarısı en zengin yüzde 20'ye gidince, yüzde 80'e birşey kalmıyor

İşsizlik ve dolar etkisi

Merkez Bankası eski Başkanı Gazi Erçel, hızlı büyüme ve enflasyo¬nun düşmesi başta olmak üzere ekonomideki iyileşmeyi halkın hissedemeyişinin yedi önemli ne¬deni bulunduğunu söyledi. Er¬çel'e göre bunlann başında milli gelirin dolar bazında izlenmesi¬nin yarattığı yanılgı ile işsizlik dü¬zeyinin yüksekliği yer alıyor.

En çok sorulan soru

Anadolu'daki DÜNYA Toplanala¬rnda da konuya ilişkin sorularla sık sık karşılaşan yazarımıız Erçel, önümüzdeki dönemde Türkiye'yi sürdürülebilir büyüme konusun¬da önemli risklerin beklediğini söyledi. Erçel, büyümeyle yakından ilgili bir gösterge olan `mar¬jinal semaye hasıla katsayısı'nın düşüklüğüne dikkat çekti.

MB eski Başkanı Gazi Erçel,
halkın `ekonomik iyileşmeyi hissetmiyoruz' yakınmasını haklı buluyor

Büyümeyi hissetmemenin yedi önemli nedeni var

Merkez Bankası eski Başkanı Gazi Erçel son yıllarda büyüme ve enflasyonun düşmesi başta olmak üzere makro göstergelerde yaşanan iyileşmelere karşılık halkın bunu hissetmemesinin yedi öneml nedeni bulunduğunu söyledi. Erçel'e göre bunların başında milli gelirin dolar olarak izlenmesinin yarattığı yanılgı ile işsizlik düzeyinin yüksekliği yer alıyor.

Gazetemizin Anadolu'nun çeşitli illerinde "DÜNYA".Toplantılarında bir süredir konuşmacılara en çok yöneltilen sorulardan birisi makro ekonomik iyileşmelere, enflasyonun düşmesine, son üç yılda Türkiye'nin toplam olarak yüzde 25'in üzerinde büyümesine karşılık neden topluma yansımadığı oldu. Farklı şekil ve üsluplarla sorulmasına karşın gelen sorular, bu büyüme ve gelişmelerin halkı tatmin etmediğini ortaya koydu. 'Büyüdük de ne oldu? Bize yansımasını hiç hissetmedik' yakınmaları sürekli gündemde kaldı. Bu sorgulama hala sürüyor. Gazetemizde bu konuda çeşitli yazılar yazan Gazi Erçel de DÜNYA Toplantılan'nda en çok bu ve benzeri sorularla karşılaşıyordu. 2005 yılma ilişkin makro veriler de ortaya çıkmaya başlayınca, Erçel bu konuyu yeniden ele aldı. Büyümenin halka yansımaması ile ilgili yedi nokta bulunduğunu belirten Gazi Erçel'e çeşitli sorular yönelterek bu konudaki görüşlerini okurlanmıza bir kez daha aktarmak istedik.

Dolar, TL karşısında değer kaybederken, milli gelir hesabında bir yanilma orta ya çıkmıyor mu?

Evet. Gayri safi milli hasılayı (milli gelir) ABD Dolarıile hesaplayınca yanıltıcı sonuçlar ortaya çıkıyor. Dolar hem uluslararası düzeyde ve hem de Türkiye'de son dört yılda değer kaybetti. Doların YTL karşısındaki parite değeri ortalama olarak 2002 yılında 1.50, 2003 yılında 1.49, 2004 yılinda 1.42 iken 2005'te 1.34'e düştü. Buna paralel olarak 2000 ve 2002 yıllarında sırasıyla 201 ve 144 milyar dolar olan GSMH 2002, 2003. 2004 ve 2005'te (2005 tahmini) yine sırasıyla 182, 238, 301 ve 350 milyar dlolar düzeyine erişti. Dolayısıyla, TL cinsinden GSMH'nin norninal değeri, döviz kuru ile hesaplanarak bu değerlere ulaşmaya çalışılınca, yanış sonuçlar ortaya çıkıyor. Adeta, veriler sizi 2001 yılı
Toplam milli gelirinin üç katı artış varmış gibi yanlış yönlendiriyor. Bunun bir sonucu da, kişi başına gelirin hesaplama yanlışlığında kendisini gösteriyor. 2001 yilındaki 2000 dolar kişi başına duşen gelir, 2005 yılı sonunda 4800 dolarlara ulaştığı gibi bir görüntü vererek "Dolar hesaplamalı GSMH'" yoluyla kamuoyunu yanıltıyor. 'Bu kadar artış oldu da benim gelirim neden artmadı?' sorusuna kaynaklık ediyor.

Peki gerçek değerlere ulaşmamız için nasıl bir hesaplama yapmamız gerekiyor?

GSMH'deki gerçek artışları bulmak için, onun sabit fiyatlarla ve Türk Lirası olarak hesaplanan verilerine bakmamız gerekiyor. 1987 yılı baz alınarak yapılan hesaplamalar. 1998'de 119.5 trilyon 'Tl. olan milli gelir düzeyinin. 2001 yılında 107.7 trilyon Liraya duştüğünü, daha sonra ise vükselebildiğini işaretliyor. Sabit fiyatlı milli gelirin 1998 yılı duzeyı, ancak 2003 yılında yaka1anabilmiş. Süren artışlarla 2005 yılında 142,1 trilyon TL'ye ulaşmış. Bu verilere göre 1998 ile 2005 yılı arasındaki yedi yıllık dönemde GSMH sadece yüzde 19 artmış. Yıllık artış hızı yüzde 2.7 Dolayısıyla Türkiye'de yaşayanlar sadece bunu hissediyor. Dolarla hesaplanmış değer kendisine yansımıyor.

Ücretliler sürekli olarak durumlarının dünden kötü olduğunu söylüyor Bunda bir haklılık payı var mı?

Evet, haklılar. Reel ücret endekslerine baktığımızda 2000 yılı sonunda 108 olan değer, 2005'in üçüncü çeyreğinde 90'ı gösteriyor. Bunun anlamı açık. Son beş yılda reel ücretler yüzde 20 gerilemiş. Grafiklerde bunu açıkça gösteriyor. Çalışanlar, beş yıl onceki kazançlarının altında para kazanıyorlar. Doğal olarak ücretliler büyümenin olumlu etkilerini hissedemiyorlar.

İşsizlik ne durumda, artıyor mu eksiliyor mu?

İşsizlik oranlarına baktığımızda 2000 ile 2005 döneminde işsiz sayısının artışı bizi ürkütüyor. 2000 yılının üçüncü çeyreğinde yüzde 5,5 olan işsizlik oranı 2005'in üç aylık döneminde yüzde 9.7'ye yükselmiş. İşsiz ve geliri olmayan kişilerin artan büyümeden yararlanmalarına olanak yok.

Konuya gelir dağılımı açısmdan baktığınuzda kaışımıza çıkan durum ne?

Türkiye'nin gelir dağılımının bozukluğu, bilinmeyen bir konu değil. Son olarak, Dünya Bankası'nın yaptığı bır çalışma gerçeği oldugu gibi ortaya koyuyor. 1997- 2003 dönemini kapsayan bü çalışmaya göre, milli gelrin yüzde 46.7'sı, toplumun en fazla kazanan yüzde 20'si tarafından harcanıyor. En az kazanan yüzde 20'ye düşen pay ise sadece yüzde 6.1 Başka bir deyişle, Türkiye'nin milli gelirinin yaklaşık yarısı üst gelir düzeyindeki yüzde 20'lik kesim tarafindan kullanılıyor. En fakir yüzde 20'ye ise üretimin sadece yüzde 6.l'i kalıyor. Gini Endeksi ile öIçülen gelir dağılımının bozukluğunu Dünya Bankası bir kez daha gözlerimizin önüne seriyor. Böyle bir durumda, artan GSMH'nin yarısı en zengin yüzde 20'ye gidince, geri kalan yüzde 80'lik bölümde kalanların bir şey hissetmemelerini de normal karşılamak gerekiyor. Yani toplunun bir kesiminde refah arrarken , diğer kesimlerinde bunun önernli bır artış sağlamadığı görülüyor.

Tasarruf ve üretim açısından sorunu ele aldığımızda bunun etkisi ne oluyor?

Bir başka önemli neden de bu yaptığımız tasarruflarla toplam sermayemizi oluştururken, etkinlik yönüne pek dikkat etmemişiz. Az sermaye ile daha çok ürünü nasıl alalbiliriz konusu üzerine 1980'lerden sonra fazla eğilmemişiz. Bunun izlenmesinin bir göstergesi "marjinal sermaye hasıla katsayısı veya ICOR rasyosu" düzeyidir. Bu katsayı basitçe, bir birim ek üretim yapmak için kaç birim sermaye gerektiğini gösterir. Katsayı ne kadar düşükse o kadar iyidir Zira daha az bir sermaye ile aynı üretimi elde ettiğinize işaret eder. Türkiye ile Çin, Japonya, Güney Kore ve Tayvan'ın ekonomik büyümeleri ile marjinal sermaye hasılası katsayılarına baktığımızda iki veri arasındaki ilişki açıkça gözleniyor. Düşük ICOR rasyosuna sahip olan ülkeler daha hızlı büyüyor. Refahlan da daha üst düzeyde gerçekleşiyor. Türkiye'nin ICOR rasyosu 1963-2000 yıl1arıda ortalama 5,2 civannda. Diğer ülkelerden daha yüksek. Sermayeyi verimli kullanamadığımız için de 37 yılık ortalama büyüme oranı yüzde 4.9, diğerlerinden daha düşük. Burada dikkati çeken bir nokta da bu katsayı son yıllarda giderek artıyor. Devlet Planlama Teşkilatının verilerine göre 1996-2000 yılları arasında 7 olarak gerçekleşmiş.

Makro ekonomik iyileşmeye karşın btmun refaha yansımamasına yol açan başka etkenler neler?

Fakir bir ülkeyiz. Türkiye'nin sermaye birikimi de düşük. Sömürgecilik yapamamışız ya da teknolojik gelişmelere öncülük etmemişiz. Sistemi rekabete tam açmamışız. Kayıtdışılığımız fazla. Enflasyonla ve etkin olmayan bir bankacılık sektörü ile ancak bu kadar sermayeyi biriktrebilmişiz. Bu nedenlerle de fakIrlIk düzeyimiz yüksek. Böylesi bir ortamda, oransal olarak artan büyüme verilerinin halkın refahına yansıması da düşük oluyor. 300 milyar düzeyindeki milli geliriniz yüzde 10 artsa 30 milyar ek bir artış sağlanıyor. Oysa, 10 trilyon dolarlık milli gelir verisine sahip ABD'nin yüzde 3 büyümesi 300 milyar dolarlık gelir artınyor. Bütün bu nedenleri alt alta topladığımız da son üç yılda toplam olarak yüzde 25 oranının üzerinde ve Avrupa Birliği'nin 8 katı daha fazla büyüme sağlamamıza karşılık, refah halka gereği biçimde yansımıyor. İşsizliği azaltmıyor. İşte bunun sonucunda halk şimdi haklı olarak soruyor: Bu işi nasıl çözeceğiz? Refah bizim cebimize ne zaman yansıyacak?

27.01.2006 – Dünya

Gazi Erçel
Finans Kulüp Yönetim Kurulu Üyesi

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir