Finans, Muhasebe, Vergi...
Vergi Hukuku

Vergi Teşvikleri Sil Baştan

15 Nisan 2008 tarihli DÜNYA Gazetesi'nin manşeti "Teşvik sistemi sil baştan" şeklindeydi. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun yeniden yazılmasıyla başlayan süreç dikkate alınırsa vergi kanunları sil baştan demek de mümkün.

15 Nisan 2008 tarihli DÜNYA Gazetesi'nin manşeti "Teşvik sistemi sil baştan" şeklindeydi. Kurumlar Vergisi Kanunu'nun yeniden yazılmasıyla başlayan süreç dikkate alınırsa vergi kanunları sil baştan demek de mümkün.

Teşvik sistemi ve vergi sistemi sil baştan düzenleniyorsa, vergi teşviklerinin de sil baştan yenilenmesi kaçınılmaz. Teşvik dendiğinde ilk akla gelen vergi teşvikleri olduğuna göre biri diğerinin doğal sonucu.

Mevcut vergi teşviklerine bakıldığında, bu alanın bir yeniden yapılandırmaya ihtiyacı olduğu açık. Bunun için fazla zaman da yok.

Son dönemlerinde etkinliğini kaybettiği gerekçesiyle çok eleştirilmiş olmakla birlikte, yine de teşvik tarihinin bizce en iyi uygulama örneği olarak gösterilebilecek yatırım indirimi bu sene sonunda bitiyor.

Bütün eleştirilere rağmen önemi ink‰r edilemeyecek olan serbest bölge teşviklerinin, başta ücret stopajlarıyla ilgili teşvik olmak üzere birçok unsuru yine bu yılın sonunda bitiyor.

Bölgesel kalkınmışlık farklarının azaltılmasını sağlamayı ve özellikle doğu ve güneydoğu bölgelerine yapılacak yatırımları özendirmeyi amaçlayan düzenlemelerin uygulaması da 2008 sonunda bitiyor.

Yukarıda sayılan teşvikler ömrünü tamamlıyor. Ama bu teşviklerin fonksiyonunu tamamladığını, artık bu alanlarda yeni teşviklere ihtiyaç olmadığını kimse söyleyemiyor. Dolayısıyla vergi teşviklerinin bu yılın içinde veya önümüzdeki yılın başlarında yeni baştan düzenlenmesi sürpriz değil.

Önemli teşviklerin aynı tarihte son bulması belki de bir şans. Değilse de bunu şansa dönüştürmek bizim elimizde. Resmi bütünüyle görerek daha geniş kapsamlı bir teşvik politikası belirlemek, temel tercihleri gözden geçirerek gerekli değişiklikleri yapmak için ideal zaman.

Vergi teşviklerinin yeniden yapılandırılması süreci aslında AR-GE teşvikleriyle başladı. Vergi teşviklerindeki azalma eğilimine rağmen, Araştırma ve Geliştirme Faaliyetlerinin Desteklenmesi Hakkında Kanun'la yapılan düzenlemelerle birlikte bu teşvik son derece etkin bir araç haline dönüştü.

Kanun 1 Nisan 2008 tarihi itibariyle yürürlüğe girdi. Bugün itibariyle ikincil düzenlemeleri henüz yapılmış değil. Bu konuda biraz geç kalındığı söylenebilir ancak ciddi bir gecikme henüz yok. Zamanlama da önemli olmakla beraber, yapılacak ikincil düzenlemelerin içeriği önemli. Yapılacak düzenlemelerle son derece etkin bir sistem kurulabileceği gibi, bürokratik işlemlere boğulmuş, etkinliği son derece azaltılmış bir yapı da ortaya çıkabilir. Korkumuz bu ikinci olasılığın gerçekleşmekte olduğu yönünde.

Kanun uygulamasıyla ilgili olarak öncelikle TÜBİTAK'ın görüşü de alınarak, Maliye Bakanlığı ve Sanayi ve Ticaret Bakanlığı'nca bir yönetmelik çıkartılması gerekiyor. Yönetmelik taslağı bir süre önce Maliye Bakanlığı Gelir Politikaları Genel Müdürlüğü'nün web sayfasında yayımlandı ve ilgilenenlerin görüşüne açıldı.

Yönetmelik taslağını incelediğimizde taslağın; kanunun ruhundan uzak, bürokratik işlemlere boğulmuş, zaman zaman usul ve esas belirleme yetkisinin çok ötesinde adeta yeni kanun düzenlemesi niteliğinde koşullar getiren, zaman zaman da kanun maddelerini yorumlayan bir metin görüntüsünde olduğu görülmekte.

Yönetmelikle kanunda olmayan koşul ve uygulamaların öngörülmesi hukuken mümkün değil. Ancak taslakta tam da bu nitelikte çok sayıda düzenleme var.

Örneğin yönetmelik taslağının 14. maddesinde AR-GE merkezi belgesi almak için, başvuru tarihinden önceki son bir yılda satış hasılatının en az binde yedisinin AR-GE faaliyetine harcanmış olması koşulu aranıyor. Teşviki bir sertifikaya bağlı olarak uygulamak mümkündür. Ancak bu teşvikin hangi koşullardaki işletmelere verileceği kanunda belirlenmiş ve bu koşulları artırma yetkisi verilmemişken, böyle bir düzenleme yapmak yetki sınırları içinde bir konu değildir.

Öte yandan yönetmelikte yorum yapılmasına gerek yoktur. Usul ve esas belirlemek yasa maddelerini yorumlamak değildir. Yorum nitelikli açıklamaların yapılması gereken yer daha alt düzenlemelerdir. Yani tebliğ ve sirküler.

Yönetmelikte yorum yapılması ilke olarak doğru olmadığı gibi, bu yöntem daha sonra tebliğ ve sirkülerle yorum yapma olanağını da bir bakıma sınırlamaktadır. Her zaman yönetmelik çıkartmak mümkün olmadığına göre, uygulama için ciddi sıkıntı yaratabilecek bir konudur.

Yönetmelik taslağının bir başka önemli özelliği; yarattığı inanılmaz bürokrasi, her bir başvuru veya işlem için kurulan komisyonlar ve komiteler, hazırlanması gereken raporlar ve belgeler. Uygulamada yapılacak işlemlerin her birinin birden çok kurum ve kuruluş tarafından yapılacağı, komisyon ve komitelerin her birinin birden çok kurum tarafından belirlendiği dikkate alınırsa, bu sistemin aksayacağını şimdiden görmek zor değil.

Bu çerçevede değerlendirdiğimizde, bizce taslak yeni baştan ve kanun felsefesine uygun bir şekilde ele alınmalı, kısaltılmalı, kanunla verilen yetki sınırları içinde uygulama prosedürü belirlenmeli, yorum nitelikli bölümler tebliğ ve sirküler gibi alt düzenlemelere bırakılmalı, en önemlisi de işletmeleri canından bezdirecek bir uygulama öngörülmemelidir.

Ya da etkinliği olmayan bir teşvikin nasıl daha etkin hale getirileceğinin veya kaldırılmasının uygun olup olmadığının tartışmalarına şimdiden başlanmalıdır. 


Recep BIYIK / PwC Türkiye, Mevzuat Eğitim ve Araştırma Başkanı

recep.biyik@tr.pwc.com

Kaynak: Dünya Gazetesi 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir