Finans, Muhasebe, Vergi...
Diğer Gündem

İş Adamları ve Ofis Çalışanları Tehlike Altında

İş yaşamanın yoğun temposu içinde bedensel ve ruhsal sağlığımızı ihmal ediyoruz. Geçen gün JAMA (The Journal of the American Medical Association) dergisinde iki makale okudum. Sonra ABD Ulusal Bilimler Akademisi tutanaklarına göz attım. Ulaştığım yeni gerçekler son derece ilginç: Yönetici ya da patron sorumluluğu içinde yaşayan bireylerin yaklaşık yüzde 70'i ölümcül kalp hastalığıyla karşı karşıya. Hele de bu kişiler biraz kilolu olup sigara, puro içiyor ve alkol alıyorsa risk aniden 15 puan artıyor.

Bugün Amerika'da 65 milyon kalp hastası var. Önemli bölümü ofis ortamında çalışan sorumluluk üstlenmiş kişiler. Hastalığı oluşturan klasik unsurların dışında süreci tetikleyen başka şeylerin olması son derece dikkat çekici…
Bir kere günümüz yaşantısı içinde genç ya da yaşlı olmak pek de önemli değil. Bilinenin aksine kadın erkek arasındaki fark da tamamen yok olmuş. Hatta kadınlar çalışma hayatında daha fazla kalp krizi geçirmeye aday hale gelmişler.
Kısacası, sigara, hava kirliliği, hareketsiz yaşam, yüksek tansiyon, kolesterol, genetik yatkınlık gibi artık ezberlediğimiz şeylerin dışında bambaşka tetikleyici unsurlar var. Üstelik bunların çoğu bir hayli ürkütücü ve hayret verici.
 
Elektromanyetik dalgalar
Her şeyden önce eğer ofis ortamında çalışıyorsanız hareketsiz kalmanın ötesinde başınız gerçek bir belayla karşı karşıya! Etrafınızda bulunan tüm elektronik nesnelerden yayılan elektromanyetik dalgalar doğrudan nazik damarlarınızı etkiliyor!
Bizim damar deyip küçüksediğimiz karmaşık oluşum müthiş bir şey. Uç uca eklendiğinde 220 bin kilometreyi bulan bir yapı karşınıza çıkıyor. Yani dünyayı neredeyse iki kez dolaşan bir ağ.
Elektromanyetik dalgalar bilgisayardan yanı başınızda yer alan elektrik prizine kadar bu harika ağı etkileyen korkunç bir "aura" yaratıyor. Hele ofisinizin yakınlarında dışarıdan yüksek gerilim hatları geçiyorsa durum daha da ciddi. Dalgalar başta beyin ve kalp olmak üzere çevresel sinir sistemi üzerinde de müthiş yıkıcı etkilere sahip.
Bir başka konu ise işinizin gerektirdiği zorunlu konsantrasyon süreciyle ilgili. Malum, iş hayatı gerilim demek… (dikkat! Kastettiğim şey ‘stres' değil) Gerilim sürekli olarak bir konuya odaklanmaktan kaynaklanıyor. Yani "iş yapmanın" doğal nitelikler taşıyan ruhsal sonucu… İşte bu süreç "böbreküstü bezleri"nden salgılanan "kortizol hormonu"nu tetikliyor. Hormon hayret verici uzunluktaki damar sisteminde bilhassa özel bir bölümü etkiliyor: Kalp kası üzerine oturmuş koroner damarları… Süreç devamlılık kazandığında kalbi besleyen taç şeklindeki damarlar büzülüyor "anjina" denilen ağrı ortaya çıkıyor. Sonuç, bir süre sonra yeterince kanlanma sağlanamadığı için kalbin oksijen alamaması ve kalp krizi. Üstüne üstlük eğer "iş stresi" dediğimiz ve bizim son derece tabii karşıladığımız olay bu tabloya eşlik ederse süre daha da kısalıyor, enfarktüs riski iyice artıyor. Orta yaşlılar dikkat!
 
Vücudun direnişi
Bu aykırı konular içinde beni en çok etkileyen konu ise vücudun nitrojen metabolizmasıyla ilgili… Vücut önce "nitrit oksit" denen bir madde üretiyor daha sonra nitrata çevirip vücuttan atıyor. İşte bu "nitrit oksit"in son yıllarda önemli bir fonksiyonu keşfedilmiş. Nitrit oksit tüm damarların içini kaplayan "endotelyum" denen yassı epitel tabakasında "haberci" (messenger) görevi yapıyor. Molekülün oluşturduğu sinyal damarların büzüşmesini önlüyor ve tansiyonu sürekli normal sınırlar içinde tutuyor. Böylece damarlar içinde oluşan plakların yıkıcı etkisi asgariye iniyor.
Şimdi çoğu araştırmacı oluş sebebi bilinmeyen "esansiyel hipertansiyon"un bu molekülün yetersizliğiyle ilişkili olabileceğini düşünmekteler. İşin ilginç tarafı nitrit oksit eksikliği ve bununla ilgili metabolizma bozukluğu en çok işadamları ve ofis çalışanlarında ortaya çıkmış. Nitrit oksit gaz şeklinde bir oluşum ve dışarıdan saf olarak alınması tehlikeli. Tek çare beslenme yoluyla bu maddeyi üreten beden merkezlerini aktive etmek…
İşin uzmanları cumartesi-pazar günleri mutlaka doğaya çıkmayı ve organik beslenme yoluyla vücudu takviye etmeyi öneriyor. Çünkü nitrit oksit'i vücut ancak kendi sentezleyebiliyor.
 
Kahve ve kola öldürür
Şaşırtıcı sonuçlardan bir diğeri ise ofiste içilen kahve ve kolanın özellikle orta yaşlıları hızla ölüme yaklaştırması! Bilindiği gibi kahve ve kolada bulunan "kafein" beyni etkileyerek geçici bir canlılık yaratıyor. Hekimler bu süreci "vijilans tonüsü artışı" olarak adlandırıyor. Bir bakıma geçici bir iyilik ve öfori hali… Mekanizma beyin damarlarının açmasıyla ilgili… Ancak bu etkisi kalp damarlarını da içine alacak şekilde "vasküler sistemi" zamanla olumsuz etkiliyor. Bu karmaşık tablo genellikle sebepsiz tansiyon yükselmelerine yol açıyor. Tansiyon yükselmesi ise yukarıda ifade ettiğim nitrit oksit'in görece azalmasına ve damar "endoteli"nin bozulmasına neden oluyor. Süreç özellikle koroner kalp damarlarının elastikiyetini yitirmesi ve plak oluşumunun hızlanması demek… Sonrası malum…
Son araştırmalar zaten genellikle normal kilonun üzerine olan işadamları ve ofis çalışanlarının yüzde 82'sinde tansiyon problemi olduğunu ortaya koymuş. Temel neden kola ve kahvede bulunan bu gizli katil kafein…
 
Normal tansiyon değişti
İşin ilginç tarafı bugün normal tansiyon değeri olarak bilinen "12 büyük 8 küçük" önerisinin değişmiş olması. Şimdi ofis çalışanlarında tansiyon değerinin mutlaka "11,5 büyük ve 7,2 küçük" değerinin altında olması gerekiyor. Günümüz sedanter yaşantısında zor iş olmasına rağmen artık gerekli bir sağlık standardı bu! Özellikle de 30-50 yaş aralığındakiler için…
İşte burada da yine nitrit oksit devreye giriyor. Eğer nitrit oksit üretimini yükseltmek ve dolaysıyla tansiyonu normal sınırlara çekmek istiyorsanız kavrulmuş, proses edilmiş, kimyasal katkılı gıdalardan ve de özellikle kafeinden uzak durmanız gerekiyor.
Peki, bu esrarengiz nitrit oksit'in vücutta normal sınırlar içinde olduğunu nasıl anlayacaksınız? İlginç olan bölüm de burası zaten. Nitrit oksit sadece kalp damarlarında değil tüm vasküler sistemde etkili olan bir molekül. İnsan vücudu bu maddeyi sürekli imal ediyor. Önemli olan metabolizmadaki fonksiyonel miktarı… Yeterli olup olmadığını pratik olarak anlamak mümkün… Ama ufak bir sorun var: Bu testi daha belirgin olarak erkekler yapabiliyor. Kadınlar için biraz daha dikkatli bir gözlem işi… Eğer bir işadamı veya ofis çalışanı olarak "erektil fonksiyonlar"ınızda bozulma yoksa nitrit oksit üretiminiz yolunda demek. Peki, "erektil fonksiyon" ne demek? Erektil fonksiyon erkek üreme organının kısa sürede kanla dolmasını ve sertleşmesini ifade eden bir terim. Eğer çok kısa sürede ereksiyon haline geçebiliyorsanız mesele yok.
En pratik test ise geceleri uyku arasında yaşanan ve sabaha karşı oluşan sertleşme tablosu. Eğer bu süreç her gün düzenli olarak istem dışında da oluşabiliyorsa işler epey yolunda. Nitrit oksit'i vücudunuz yeterince üretiyor. Ve son bir not da şu: Bu anlamlı test özellikle orta yaşlar için geçerli olmakla beraber 65 yaşına kadar tüm erkekleri içine alıyor. Daha sonraki yaşlar için zaten doğaya çıkmanın ya da dünyayı gezmenin vakti! Ofis ortamında vakit geçirmek için pek de bir sebep kalmıyor…
 
Referans Gazetesi 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir