Finans, Muhasebe, Vergi...
Diğer Gündem

Cumhuriyetin cam sanayisi

Yeniden doğuşun öykülerinden…

Cumhuriyetin kuruluş yıllarında her şeyden yoksun olan Türkiye, büyük bir heyecanla bütün sektörlere el attı. İlklerden birini de cam sanayisi oluşturdu. Atatürk'ün bizzat yönlendirmeleri sonucu cam sanayisi Paşabahçe'yi yarattı…

Kuruluş öykülerinin başında karşılaşılan zorluklar, azmin karşısında yenildi. Üretim teknolojisini Paşabahçeyle paylaşmak istemeyen firmalar, günümüzde kapanmış durumda. Türkiye ise cam üretim tarihini ve geleneğini içeren fabrikaları ranta kurban veriyor…

Mahmut KİPER

 

Metalurji Mühendisi

 

USİADSanayi ve Teknoloji Politikaları Çalışma Grubu

Kurtuluş Savaşı sonrası genç Cumhuriyet'in ilk sınai girişimlerinden biri de cam sanayisinin kurulması olmuştur. 1931'de hazırlanmaya başlanan Birinci Sanayi Planı'nda cam sanayinin kuruluşu da öngörülmektedir.

Bundan sonraki gelişmeleri, TMMOB'nin Mühendislik Mimarlık Öyküleri-I kitabında, Dr. Baha Kuban'ın yazdıklarını esas alarak anlatalım.

Cumhuriyet Hükümeti 1934 yılında çıkardığı bir kararname ile İş Bankası'na Türkiye'de cam sanayisini kurma görevini verir. Ülkenin ilk cam üretim tesisinin temeli 14 Ağustos 1934'te Beykoz Paşabahçe'de atılır. Paşabahçe Cam, Fransız Fours Stein firmasından getirilen ilk kalıplar ve bazıları 1902'de kapanan Modiana fabrikasından gelen cam ustaları ile 1 Temmuz 1935'de üretime başlar.

O dönemlerdeki tüm tesisler gibi, Paşabahçe cam fabrikasının kuruluşu ile de Atatürk yakından ilgilenmektedir. Karşılaşılabilecek zorlukların aşılması için en yakın arkadaşlarından Kılıç Ali, Hacı Mehmet, Cavit ve Mustafa Mecdi Boysan Beyleri idare meclisine koyar. Bu arada kendisi de tam üç kez fabrikayı ziyarete gelir.

27 Mayıs 1935'de henüz montaj devam etmektedir ve fabrikanın tarihinde unutulmaz bir gün yaşanır. Fabrikanın umum müdürü Adnan Berkay'ın anılarından devam edelim:

"Büyük Atamız, yanında Şişe ve Cam Fabrikası Şirketi'nin İdare Meclisi Reisi Sayın Bay Ali Kılıç, Salih Bozok, Hasan Cavit, Hacı Mehmet ve diğer zevat olduğu halde ansızın fabrikaya geldiler. Deha ve enerji fışkıran nazarları ile yapılmakta olan işleri tetkikten sonra bana hitaben: 'Adnan Bey, bu fabrikada kesme kristal cam da yapılacak mı?' sualini tevcih buyurdular. Ben, fabrika tesisatı meyanında kristal cam imaline mahsus tertibatın bulunmadığını, ilk merhalede kristal imalatının müşkülatını, böyle bir fabrikasyonun ilerde ele alınmasının düşünüldüğünü izaha çalışırken, müşfik fakat itiraz kabul etmeyen kat'i bir sesle, 'ben bundan böyle soframda kendi fabrikamızın kristal bardaklarını kullanmayı isterdim, yapılabilir ise memnun kalırım' emrini verdiler. Bu direktif bizim için ikinci bir enerji kaynağı oldu. Geceyi gündüze katarak kristal cam imaline lüzumlu tertibatı kısa bir zaman içerisinde fabrikaya ilave ettik. Mübarek Atamız için 'KA' inisyalini taşıyan kesme ve oymalı bardak takımlarını Çankaya'ya gönderirken heyecandan kalbim duracak gibi idi. Acaba büyük Ata yaptığımızı beğenecek miydi?''

Mustafa Kemal, ülkenin tesislerinde üretilen cam ürünleri tabii ki beğenir ve konuklarını hep bu Paşabahçe bardaklarıyla ağırlar.

Fabrikanın en önemli üretim kalemlerinden biri, günde 30,000 adet ile idare lambası camlarıdır. O dönemin Türkiye'sinde elektrik dağıtımının durumu hatırlanırsa bu durum daha iyi anlaşılabilir. 1936'dan kuruluşunun ikinci yılında 6,884,174 şişe yapan fabrika 1937 yılı başında bu kapasiteyi 11,704,643 'e çıkarmış ve bir yıl sonra ise 3 milyon daha artmıştı.

1942 yılına gelindiğinde Paşabahçe fabrikasında 500-600 çeşit kalıp vardı ve bir günde 60,000 adet mamul çıkıyordu.

Şişe ve Cam şirketi, 1960'larda teknolojisini 1913 yılında patentlenmiş ancak o zamanların hakim teknolojisi olan Fourcalt teknolojisi ile yenilemek istediğinde, hakim kuruluşlar teknolojiyi satmaya yanaşmamışlardır.

EĞİTİMİÇİNSSCB'YE

Genç Cumhuriyet'in KİT'lerle başlayan sanayileşme atılımı sırasında Sovyetler Birliği'nden önemli destekler sağlandığı biliniyor. İşte o dönemde Rijov adında bir Rus mühendisi Malatya, Kayseri, Nazilli bez fabrikalarının kuruluşunda önemli katkılar sağlıyor. Bu mühendis ülkesine dönünce Hafif Sanayi Bakanı oluyor. Tam 14 yıl Sovyetler'de bakanlık yapıyor. Türkiye'nin NATO üyeliğinden sonra komşuluk ilişkilerini geliştirmek için Türkiye'yi iyi tanıyan Rijov Ankara'ya Büyükelçi olarak gönderiliyor. Başvekil Adnan Menderes'i ziyaret eden Rijov, Batılı dostlarınızın kurmak istemedikleri tüm fabrikaları kurmaya razıyız mesajını iletiyor. Konu Bakanlar Kurulunda tartışılıyor. Herhangi bir kamu kuruluşuna Amerikalıların korkusuna Ruslarla iş yaptırmaktan çekiniliyor özel sektör ise zaten çekingen davranıyor. Bunun üzerine hem kamu hem özel nitelikte olan İş Bankası ve Şişecam'a "siz bir şeyler yapın" deniyor.

Protokol Nisan 1957'de imzalanıyor ve Sovyetler Birliği'nde tam 54 gün sürecek bir ziyarete çıkılıyor. Şişecam'ın 46 kişiyi eğitim için Sovyetler'e göndermesi fabrikanın kuruluşu esnasında 60 kişilik Sovyet heyetinin Türkiye'ye gelmesi öngörülüyor. Soğuk savaşın en heyheyli yıllarında 6 aylığına Sovyetler Birliği'ne gidecek ekibin seçimini MİT denetliyor.

Şişecam'a satılmayan teknoloji 15 yıl sonra tarihe karışacaktır. Ardından, 1960'lardan 1970'lerin sonuna, dünya düz cam üretimini dönüştüren yüzdürme (float) teknolojisini Türkiye'ye getirmenin zamanı 1977'de Pilkington ile imzalanan anlaşma protokolü ile gelir ve böylece Şişecam bugün kendisini cam üretiminde dünya devi yapan önemli adımlardan birini daha atmış olur.

Türkiye Şişe ve Cam AŞ; Paşabahçe Cam ile başlayan cam ev eşyası üretimine ülkemizdeki ve yurtdışındaki pek çok üretim tesisinde düz cam, cam ambalaj ve kimyasalları gibi pek çok temel üretim alanını da katarak bugün dünyanın en büyük 3 cam üreticisinden biridir.

Oysa Şişecam'a o gün olumsuz yanıt veren şirketlerden Glaverbel şirketi, Japon Asahi Glass tarafından, Pilkington ise Japon NSG tarafından satın alınarak tarihe karıştılar, DETAG 1980'li yılları göremedi.

CAMSANAYİSİNİNGELECEĞİ

Dr. Baha Kuban, daha önce sözü edilen öyküde cam sanayi için bugünleri ve geleceği şöyle değerlendirmektedir;

Sanayi devriminde makinelerin uygulandığı ilk üretim dallarından olan cam üretimi bugün el imalatı camlar dışında hemen tümüyle otomatik bir üretim teknolojisidir. En gelişmiş proses kontrol tekniklerinin, bulanık mantıktan matematiksel modellemeye kadar bir çok ileri simülasyon araçlarının kullanıldığı cam üretimi; bugün hammadde işlemeden cam kompozisyonu ve ergitmeye, şekillendirme teknolojilerinden ürün işleme ve paketlemeye kadar ileri teknoloji vurgusunu fazlasıyla hak etmektedir. Cam bir olgunluk dönemi ürünü olmasına ve üretim teknolojisi de üretkenlik artışlarının ve teknik yenilik fırsatlarının temel kaynağı olmasına rağmen bu malzemenin geniş bir gelişme ufku olduğu son 50 yılda geliştirilen, cam elyaftan optik elyafa ve optik camlara, cam seramiklerden ekran camları ve biyocamlara, pek çok yeni ürüne bakarak görülebilir.

Önümüzdeki yıllarda eko verimlilik kapsamında enerji tasarrufuna yönelik yasal düzenlemeler ve yaptırımların çok daha sıkılaşacağı; enerjinin verimli kullanımıyla ilgili önlemlerin ulusal boyuttan uluslararası boyuta taşınacağı; diğer yapı elemanlarında olduğu gibi camla ilgili beklentilerin daha da artacağı hesaba katılmalıdır. Önce doğanın daha fazla zarar görmemesi sonra da iyileştirilmesi için global bir seferberlik ilanı kaçınılmazdır. Cam da bu savaş içindeki yerini alacaktır. Bugünün "yetenekli camları" yarın yerini sıfır enerji tüketimi şartnamelerine uyum sağlamak için nitelik değiştiren "akıllı camlara" ve camlama sistemlerine bırakacaktır. Bugün mimarlık ölçeğinde fizibilite aşamasına tam olarak getirilememiş bulunan "fotokromik" "termokromik", "elektrokromik" ve hatta "gazokromik" camlar ile güneş ışığını elektrik enerjisine dönüştüren "fotovoltaik" paneller yarın standart ürünler haline gelecektir. Bugün mimarların alternatifler arasından uygun malzeme seçimi üzerine kurulu olan tasarım geleneği gelecekte büyük bir olasılıkla konuya özel, önceden tasarımlanmış sistem seçimlerine dönüşecektir.

Türkiye'de kamu dışında kurumsal Ar-Ge çalışmalarını ilk başlatan firmalardan biri Şişecam'dır. Şişecam, dünya cam üretiminde önemli yer tutan faaliyetlerini, üretim ve ürün teknolojilerini sürekli geliştirerek, birbirinin içine geçmeye başlayan elektronik, malzeme, mekanik alanlarında, nanoteknolojilerde ayakları Türkiye topraklarına basan bir sınai rekabetçiliğin uluslararası arenada sürdürülebilirliğini sağlamaya çalışmaktadır. Kısaca Şişecam, tüm dünyada yaptıkları ve potansiyeli ile itibarlı bir yere sahiptir. Camla ilgili Avrupa ve dünyadaki en önemli organizasyonların yönetimlerinde yer alarak, ülkemizin bu alanda yüzünü ağartmaktadır.

Cam insanoğlunun keşfettiği ve ürettiği en eski medeniyet ürünlerinden kabul edilir. Literatürde, şimdiye değin arkeolojik kazılarda bulunan en eski cam ürünün M.Ö. 5500 yıllarına ait olup, Mısır'da bulunduğu belirtilmektedir.

Cam obje imalatında önemli devrimin ise M.Ö. 8. ve 9. yüzyıllarda Güneydoğu Anadolu'da gerçekleştiği ve M.S. 9. ve 10. yüzyıla kadar Anadolu'da ve kuzey Suriye'de merkezleşen cam sanayisinin özgün örneklerinin bugün sualtı arkeolojisi buluntuları olarak özellikle Bodrum Müzesi'nin vitrinlerini süslediği belirtilmektedir. M. S. 10. yüzyılda Venedik kenti yöneticilerinin uzak görüşüyle Güneydoğu Anadolu'nun cam teknolojisinin Murano adasına transfer olduğu, Venedik cam endüstrisinin Avrupa'nın gereksinimini karşıladığı, 15. yüzyıldan sonra ise mercek teknolojisinin geliştirilmesi sonucu gözlük ile teleskop ve mikroskop icat edilerek Avrupa "Bilimsel Devrimi"nin tetiklendiği vurgulanır.

ANADOLU'DACAM

Özellikle Anadolu'nun cam teknoloji tarihi açısından çok önemli bir yere konan "Çeşm-i bülbül" geleneğinin hem Bizans hakimiyetinde, hem de Osmanlı yönetimi boyunca Paşabahçe yöresindeki cam atölyelerinde kesintisiz sürdürüldüğü bildirilmektedir.

I. Mahmut döneminde Fransa'dan cam ustaları getirtildiği, Mehmet Dede ismindeki bir Mevlevi Dervişi'nin III. Selim döneminde 1790'larda cam yapım tekniklerini öğrenmek üzere İtalya'ya gönderildiği bilinmektedir. Söylenildiği üzere, söz konusu Mevlevi usta Beykoz'da, Paşabahçe'de bir atölye açmış ve çalışmaları arasında Çeşm-i Bülbül çok ön plana çıkmıştır. En çok bilinen ve geleneksel Türk cam ürünü olan Çeşm-i Bülbül ya da Venedik biçimi ile üretilen Türk filigranosu Beykoz işi olarak da bilinir. Çeşm-Bülbül yapımının esas olarakikalıp içine önceden dikkatlice imal edilmiş olan renkli veya renksiz cam çubukların düşey biçimde yerleştirilerek potadan üfleme çubuğu yardımıyla üflenen sıcak cama yapışması ve üzerine tekrar cam tabakası sarılması ardından ustanın üfleme çubuğunu belirli hızla çevirmesiyle çubukların burkulmasının sağlanması şeklinde yapıldığı ve bu tekniğin hiç bir hata kabul etmediği belirtilir.

Çeşm-i bülbülün kelime anlamının "bülbül gözü" olduğu, sona doğru daralan harelerin bülbül gözüne benzediği için bu isimle anıldığı vurgulanır.

Daha sonraları Paşabahçe çevresinde cam atölyeleri ve ustalığı giderek yaygınlaşmıştır.

Yazının başında, Cumhuriyetin ilk cam Fabrikasının Paşabahçe'de kurulduğunu belirtmiştik. İşte, yer şeçiminde Paşabahçe'nin tercih edilmesinin en temel nedeni de burada yüzyıllardan gelen bir camcılık birikim ve kültürünün olmasıdır.

Nitekim, Paşabahçe Cam, özellikle kuruluş yıllarında ülkenin her yerinden çok sayıda cam ustasını bir araya toplamış ve Türk cam tarihi için önemli bir cam yapım merkezi haline gelmiştir.

Binlerce yıllık Anadolu cam uygarlığını yaşatan, 250 yıllık çeşm-i bülbüllerin yakın tarihteki evi olan Beykoz'daki Paşabahçe, diğer bir deyişle camcılığın en değerli kültürel mirası 2000'lere gelindiğinde zarar ettiği belirtilerek kapatılır.

Kar amacı güden bir şirketin bu girişimi anlaşılır, ama devletin bu tesisleri alarak, tarihi, kültürel ve sanayi mirasımıza neden sahip çıkmadığı anlaşılmaz. İtalyanlar MS 10. yüzyılda Anadolu'dan etkilenerek yaptıkları cam üretimini bugün Venedik'in yanı başındaki Murano adasında geleneksel bir şekilde devam ettirmektedirler. Dünyanın her yanından insanlar bu adacığa onları izlemek için gelir. Ama biz Paşabahçe'yi olması gerektiği gibi koruyup, hatta geliştirip dünyaya cam sanatındaki özel yerimizi nedense göstermeyiz.

Onla birlikte, sanayi tarihimizin en önemli eserleri olan Sümerbank Beykoz Deri ve Kundura Fabrikası, Paşabahçe Tekel Fabrikası da ranta kurban verilenler arasındadır.

CAMUSTALARI

Yüzlerce yıl, onlarca nesildir, 1800 derecelik ateşten fırınların karşısında ustalar, kor alevlerde kumların cama dönüşümünü izledi, borularının ucuna aldıkları bir parça cama üfledi, o nefesler, çeşm-i bülbüllere, ibriklere hayat verdi.

O ustalardan biri, Esat Demirkaya hasretle sanatını şöyle anlatır;''…Ben ilkokul mezunuyum. Bana kalemle kuş çiz desen yapamam ama elimle, nefesimle camdan kuş yaparım…"

O ustaların maharetleri, ortaya çıkan ürünlerin güzellikleri pek çok sanatçıya ilham kaynağı olmuştur. Bunlardan en anılması gerekenlerden biri de Abidin Dino'nun 'Cam İşçileri'dir.

Yazının önceki bölümlerinde de belirtildiği gibi, geleceğin enerji verimliliği üzerine teknoloji savaşlarında en büyük araştırmalar cam odaklıdır. Diğer bir deyişle, geleceği biçimlendiren malzemelerden biri de cam olacaktır. Oysa el imalatı cam yapımında, cam sanatında kullanılan yöntemler, binlerce yıldır pek az değişikliğe uğramıştır. Yani, binlerce yıllık geçmişten gelip, geleceğe uzanan, hayatımızın her köşesine soktuğumuz bir üründür cam. Ülkemiz de, onun anavatanlarından biridir. Geçmişine de, geleceğine de gereken önemi vermeliyiz, camı, cam kokan yerleri ve ona hayat veren ustaları küstürmemeliyiz…

Kaynak: Cumhuriyet 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir