Finans, Muhasebe, Vergi...
Diğer Gündem

Arap sermayesi neden Arap ülkelerine gitmiyor?

Petrol üreten Arap ülkelerinde oluşan büyük fonların nereye gideceği konuşulup duruyor. Bu fonların Türkiye'ye yönelmesini bekleyen, hatta buna bel bağlayanlar da var. Bu, olayın bir yönü. Bu olayın öbür yönü ise bu fonların niye Ortadoğu ve Kuzey Afrika'da gidecek yer bulamadığı. Bu bölgede, İsrail dışında, Arap ülkeleri var. Her ne kadar kişi başına gelir, doğal kaynaklar, kurumlarının gelişmişliği itibariyle bu ülkeler arasında önemli farklılıklar varsa da ortak sayılabilecek pek çok toplumsal özellik olduğu da açık. Ama bu büyük fon birikiminden bu bölgenin pek de yararlandığı söylenemez. Eldeki son karşılaştırılabilir verilerin olduğu 2004 yılında Ortadoğu ve Kuzey Afrika bölgesindeki ülkelerin ortalama işsizlik oranı yüzde 14'tü. Bu, Sahra Altı Afrika dışında dünyadaki en yüksek bölgesel işsizlik oranı.

    O zaman soruyu tekrar soralım: Bölgede bu kadar yüksek işsizlik varken neden dışarıya büyük ölçüde sermaye ihraç ediliyor? Bölgenin sürekli çatışma içinde olması, bölge ülkelerinin siyasal rejimlerinin istikrarı konusundaki kaygılar hep söylenen nedenler. Ancak bunların gerçek neden mi gerekçe mi olduğundan o kadar emin değilim. Sözünü ettiğim sermaye, bu yörenin insanlarının denetlediği sermaye. Kaynağı ise bölge dışından gelenlerle yapılan ortak petrol çıkarımından elde edilen kâr. Bölgedeki çatışmalar ve istikrarsızlık "demokratik ülkelerden gelen" yatırımcıları korkutmamış. Kâr oranı yeterince yüksek olduğunda bu riski almışlar. Oysa bölgenin insanları buraya yatırım yapmaktan çekiniyorlar. Demek ki, petrol dışı alanlarda bu sermaye için alacağı riski karşılayacak ölçüde kârlı yatırım olanağı yok. Peki bu nasıl oluyor? Bu ülkeler sermayeye mi doymuş? Öyle olsaydı işsizlik oranı bu kadar yüksek olmazdı. Bu ülkelerde çalışan başına GSYH'nin, 1990'larda ortalama artış oranı sadece yılda yüzde 0,7! Toplam faktör verimliliği ise hiç artmamış. O halde sermaye mevcut emekle kârlı bir biçimde bir araya gelemiyor. 

    Dünya Bankası, bu ay başında The Road Not Travelled-Education Reform in the Middle East and North Africa (Wahington D.C.: IBRD/WB, 2008) başlıklı uzunca bir rapor yayımladı. Rapor, Arap ülkelerinde eğitimde ciddi bir sorunla karşılaşıldığını ortaya koyuyor. İşin ilginç tarafı, rapor Arap ülkelerini eğitime boş vermekle suçlamıyor. Tam tersine Arap ülkeleri, ortalama olarak, geçen 40 yıl boyu GSYH'lerinin yüzde 5 (ya da bütçelerinin yine ortalama yüzde 20'si) oranında eğitim yatırımı yapmışlar. Eğitime ilişkin göstergelerde (okullaşma oranının yükselmesi vs) ciddi düzelmeler var. Ancak bu eğitim yatırımlarının getirisi dünyanın kalanına oranla çok daha düşük olmuş. Eğitimden yararlananların iktisadi yaşama katkıları, dünya ortalamasının epeyce altında. Rapor bu sonucun Arap ülkelerinde eğitime yeterince kaynak ayrılmamasından değil, eğitimin kalitesine boş verilmiş olmasından kaynaklandığını vurguluyor. Böyle olunca da sermaye aradığı "emeği" bulamamış oluyor. Ve gidiyor.

    Türkiye aklıma geldi. Gelişmekte olan ülkelerde eğitim çabalarında iktisadi anlamda başarılı olma ekseninin bir ucuna Doğu Asya ülkelerini öbür ucuna da Arap ülkelerini koyarsak, biz nereye yakınız acaba? Çalışmada gözüme Pisa (Uluslararası Öğrenci Değerlendirme Programı) Puanı rakamları ilişti. Türkiye'ninkileri anımsadım. Canım sıkıldı. Ama şaşırmadım.

Kaynak: Referans 

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir